Normal Uyku Fizyolojisi PDF Yazdır ePosta
Uyku ve Uyku Bozuklukları
Uyku,uyanıklık durumundan olduğu kadar,birbirinden de farklı olan iki ayrı fizyolojik durumdan oluşmaktadır;bu bölümler REM(hızlı göz hareketleri)ve nonREM uykusu olarak bilinmektedir.

Bu iki durum normal uyku sırasında sürekli olarak ortaya çıkmaktadır.Non REM uykusu özellikle gecenin ilk üçte birlik dilimi sırasında önemlidir;bu  elektroensefalografide (EEG)’’iğcikler’’,’’K kompleksleri’’ve daha sonra’’yavaş dalga uykusu’’ile karakterize olan derin uyku durumudur.REM uykusu ilk olarak 90 dakikalık nonREM uykusundan sonra ortaya çıkmaktadır.Bu uyku EEG’de daha yoğun bir aktivite ile karakterizedir;aslında rüyaların çoğu REM uykusu sonrasında ortaya çıkmaktadır.Gece ilerledikçe nonREM uykusu süreleri kısalmakta ve REM uyku süreleri uzamaktadır.


Normal uyku fonksiyonları:
Shapiro ve Flanigan’a göre(1993),insan hayatında önemine ilişkin kesin bir teori bulunmamaktadır.Bir çok yazar tarafından değişik modeller geliştirilmiştir.

1. Enerjinin korunması: Vücut aktivitesi genellikle gün boyunca artmaktadır.Tıptaki homoestaz nosyonu,fizikteki termodinamik denge ilkesine benzer şekilde,bu artışa karşıt denge sağlayacak azalmış aktivite sürelerinin bulunacağını varsaymaktadır.Bu özel süre normal olarak gece ortaya çıkacaktır.Vücudun enerji tüketimini ölçebileceğimiz için bu teoriyi destekleyecek iyi bir sav bulunmaktadır.Gerçektende.geceleri enerji tüketimi %5 ila %2.5 oranında özellikle yavaş dalga uykusu sırasında azalmaktadır.Böylece bu uykunun varsayılan fonksiyonlarından ilkini belirlemektedir:enerji dengesinin korunması.

2.Onarım teorisi:
Bir önceki teoriden karmaşık olan bu teori,klinik,endokrin,biyolojik yada immünolojik faktörlerin değerlendirildiği birleştirici bir model yaratmaya çalışmaktadır.

Bu modeli destekleyen ilk kanıt anabolizma/katabolizma döngüsü incelemelerine dayanmaktadır.Gün boyunca vücut katabolizma durumundadır ve oksijen tüketimi artmıştır.Gece ise oksijen tüketimi azalmakta ve anabolizma artmaktadır.Böylece,düşük düzeyli tüketim ve yüksek düzeyli anabolizmanın birleşik etkinliği sonucunda,gece boyunca protein düzeyi onarılmaktadır.İkinci olarak,büyüme hormonu(GH) temel olarak gece anabolik dönem boyunca salgılanmaktadır.


Bu iki modelin hiç biri gündüz dinlenip gece boyunca uyanık kalan hastaların kendilerini diğerlerinden hala kötü hissetmelerinin nedenini tam olarak açıklamamaktadır.Daha birleştirici bir model için,uykuyu daha geniş bir bağlamda ele almak gerekmektedir:


Sirkadien ritm:
Sirkadien ritmin bir parçası olarak uyku.

Gece çalışan kişilerin gündüz eve döndükten sonra uykuya dalmakta büyük güçlük çektikleri oldukça iyi bilinmektedir.Yalnızca enerji korunması ya da onarım teorileriyle bakılacak olursa,bu durumun anlaşılması oldukça güçleşmektedir.Doğrusu,gece boyunca uyunsun ya da uyunmasın,bizim bir içsel ritmimiz bulunmaktadır ve gündüz,vücut ısısı, adrenalin ve genel uyanıklık hali artma safhasında olacaktır(Weterhouse,1993).Bu durum gündüz uyumanın neden zor olduğunu ve homeosotaz(vucudun dengesinin sağlanması) onarımının neden daha az etkili olduğunu açıklamaktadır.Belli bir uyum süresinden sonra,gece çalışan kişiler daha kaliteli bir uykuya sahip olmaktadır,ancak bu yinede gündüz çalışanların uykuları kadar iyi değildir.Bu özel nokta,depresyon sırasında uyku bozukluklarını ele aldığımızda daha fazla vurgulanacaktır. Depresif hastaların belli bir kısmında uyku süresi,normal bireylerin uyku süresine oldukça yakındır.ancak sirkadien ritm tamamen bozulmuştur(örneğin,sabahın erken saatlerinde  uykuya dalmakta,saat 11’e ya da öğleye kadar uyumakta ve öğlenden sonra geç saatlerde yine kısa bir süre daha uyumaktadırlar) ve bunun sonucunda,gün boyunca kendilerini yorgun hissetmekte ve her geçen gün yorgunlukları daha da artmaktadır.

Sonuç: Uykunun fonksiyonu oldukça karmaşıktır ve bu soruya ilişkin genel bir bakış kazanmak için değişik teorilerin incelenmesi gerekmektedir.Özetle,homeostazın özel bir süre boyunca ortaya çıkan belli uyku süreleri ile elde edildiğini göz önünde bulundurmamız gerekmektedir:bu özel süre gecedir.Uyku bozuklukları yalnızca uykunun süresinin daha kısa olmasıyla değil,aynı zamanda gündüzleri uyuma nedeniyle de ortaya çıkmaktadır.

Uyku bozuklukları: Uyku bozuklukları, yapay olarak,pirimer ve sekonder olmak üzere iki gruba ayırabiliriz.Pirimer grupta,uyku bozukluğu  ‘’Pirimum movens’dir.’’Bu hastalığın kökeninde uyku fonksiyonundaki  değişikliğin bulunduğu anlamına gelmektedir.Sekonder uyku bozuklukları farklı somatik yada psikiyatrik hastalıklardan kaynaklanmaktadır ve genellikle hastalar uykusuzluk nedeniyle başvurmaktadırlar.

- Primer uyku bozuklukları: Primer uyku bozukluklarının kökenleri çok değişiktir ve prevelanslarını kestirebilmek güç olsa  da,1/7 civarında olduğu düşünülmektedir.Batı ülkelerindeki gibi,daha yaşlı popülasyonlarda,uykusuzluk yada uyku apne si gibi uyku bozukluklarının oranı yüksektir.En yaygın bozukluklar;hastaların uykuya direnmedikleri bir hastalık olan nerkolepsi,orta yaşlı ve fazla kilolu erkeklerde yaygın olan obstrüktif uyku apne sendromu,çoçukluk çağlarında daha yaygın b ir hastalık olan uyurgezerlik,çocukluk çağlarında ve adolesanlarda daha yaygın ancak erişkinlik döneminde daha ender olan kabuslar ve gece  korkuları,65 yaş üstü kişilerde prevalansı%40 ile %50’ye ulaşan bir sorun olan primer horlama,narkolepsi ve insomnia ile yüksek komorbidite gösteren uyku paralizisidir.

Sekonder uyku bozuklukları: Şu ana değin görmüş olduğumuz gibi,pek çok hastalık sekonder uyku bozukluklarına neden olmaktadır.Bunlar kendilerini çoğunlukla insomnia olarak göstermektedirler.Akut insomnia,çoğu erişkinin en az bir kez yaşadığı çok yaygın bir durumdur.Bunun için ertesi geceyi beklemekten başka yapılacak bir şey yoktur.Akut insomnia anlamlı derecede jet şoku ile başa çıkmak zorunda kalan uzun mesafe yolcularında çok yaygındır.

Bu sorun,kronik insomniadan yakınan hastalarda bu kadar basit değildir:Burada,insomnianın yaşam üzerindeki sonuçları çok daha karmaşıktır ve olduğundan daha düşük bir düzeye indirgenmemelidir.

Uygulamada, hastalar üç farklı klinik belirti tanımlamaktadırlar:Uykunun geç ortaya çıkması,sık ya da uzamış uyanıklık dönemleri ya da sabahları çok erken uyanmak.Bu üç belirti birleşebilir ve sonuç olarak uyku süresinin yetersizliği ortaya çıkar:İnsomnia.

İnsomnianın tıbbi nedenleri iki gruba ayrılabilir; ağrılı ya da ağrısız insomnia.

Hastaların ağrıdan yakındığı her hastalık insomniaya  yol açabilir.Kökeni ne olursa olsun,kanserlerde,baş ağrılarında (migren) ve kardiyovasküler ya da gastrointestinal hastalıklarda ortaya çıkan insomnianın nedeni budur.Allerji,astım,ilaçlar ve bazı endokrin hastalıklar,ağrı olmaksızın görülen insomnianın nedeni olabilir.

İnsomnianın psikolojik nedenlerine bakacak olursak,uyku bozukluğuna neden olmayan bir psikolojik soruna    çok ender rastlanabilmektedir.Depresyon durumunda,bu özellikle gerçektir;depresyonun en erken belirtilerinden biri insomniadır ve uyku bozukluğunun düzelmesi depresyon tedavisinin etkili olduğuna ilişkin iyi bir işarettir.